"Misafir Odası" Evrenine Yolculuk (ft. Aslı İnandık, Tunç Şahin)
Ortadan kaybolan bir anne, farklı karakterlerde iki kardeş ve hayali bir kitle... Yeni podcast dizisi Misafir Odası, dinleyenlere enteresan bir aile macerası sunuyor. 111 Hz'in bu bölümünde dizinin oyuncularından Aslı İnandık ve yönetmeni Tunç Şahin'i konuk ediyoruz. Onlarla aile içi dinamiklerden, podcast dizisinin yapım sürecine dek keyifli bir sohbet gerçekleştiriyoruz.
Sevgili Aslı, sevgili Tunç hoş geldiniz. Nasılsınız? Kısaca sizleri bir tanıyabilir miyiz? Örneğin Aslı İnandık. Ben seni bir YouTuber olarak hatırlıyorum :) 8-10 sene önce ben YouTube’a benim de yeni başladığım zamanlarda senin bazı videolarını izlerdim, “YouTube Yorumları Gerçek Hayatta Olsaydı” diye bir videonu hatırlıyorum mesela. Nasıl oldu bu geçiş, beni kaldığım yerden bir günceller misin?
Sevgili Tunç. Sen bu podcast dizisinin yönetmenisin. TV dizisi tamam da podcast dizisi nedir? Arkası yarın gibi, radyo tiyatrosu gibi bir şey midir? Bilineni bilmez görünmek için özel bir amaçla ve nükteli bir şekilde sordum dikkat ederseniz, tecahüli arif sanatını kullandım. Ama Türkçe içerik dünyasında podcast bile az bilinen bir kavramken onun bu alt örneği hakkında bilgisi olmayanları bir aydınlatsak?
Dizinin yayınlanan bölümlerinde aile ilişkilerini, toplumun değişimlerini, orta sınıfın çıkmazlarını ve iki kardeş ile anneleri arasındaki dinamikleri ele alıyorsunuz. Bu konuları seçmenizin arkasındaki motivasyon nedir? Hatta dinleyenler açıklamalar bölümünde önce şöyle bir soruyla karşılaşıyor: "İnsan ailesinden, ölümden, çocukluk anılarından, yaşamaya çalıştığı şehrin gürültülerinden ve kafasındaki seslerden ne kadar uzağa kaçabilir?" Bu soru neden önemli? Hikayenizin merkezine nasıl yerleşti? Bu konuları seçmenizin arkasındaki motivasyon nedir?
Ben dinleyicilerimize bölümün başında “hayali kitlem” diyerek diziden ufak bir referansla yaptım açılışı. Muhabbete de oradan devam edelim diyorum.
Misafir Odası’nda dinleyicinin ilk duyduğu ses, sevgili Aslı’nın oynadığı Umay’ın, “hayali kitlem” diye tanımladığı iç sesi. Henüz diziyle yolu kesişmeyenler, ilk bölümü dinlediğinde ne demek istediğimi daha iyi anlayacaktır zaten. Aslında dinleyiciyle en çok bağ kuran da Umay’ın iç sesi… Hepimizin kendi iç sesinden de izler taşıyor bu ses. Aynı zamanda dizideki dünyayı da bize tasvir ediyor. Hem biraz bilmiş ve kendinden emin hem de kırgın tarafları var bu sesin. Ki diziye dair düşünmemizi sağlayan ilk şey de o ses oluyor. Dolayısıyla ben size şunu sorarak başlamak istiyorum, sizce hepimizin Umay’ınki gibi bir hayali kitlesi var mı? Ya da Umay’ınki gibi sürekli kafasında ona takılan bir aile üyesi?
Misafir Odası aile olmak üzerine de düşünmemizi sağlayan bir yapım aslında. Mesela Umay ile kardeşi Ülgen’in arasındaki ilişki ve iletişim hem çok tatlı hem de kardeş olmak üzerine kafa yormamızı sağlıyor. Elbette Ülgen’i oynayan Güven Murat Akpınar ile Aslı’nın keyifli bir didişme dinamiği yakalamış olmasının da etkisi var burada… Onların didişmelerini takip ederken, insanın kardeşiyle özgürce kavga edebilmesi durumunun tuhaf ve komik yanlarını da irdeliyoruz aslında. Ki şu sıralar sosyal medyada da “Abla/Abi Terörü” gibi esprili videolar da akım olmuş durumda… Siz nasıl tanımlıyorsunuz bu kardeşler arasındaki dinamiği? Çocukluktan, birlikte büyümekten kalan bir kavga edebilme özgürlüğü mü bu?
Mesela sizlerin kardeşleri var mı?
Dizinin genelinde Umay ve Ülgen'i takip ediyoruz. Aynı ailede yetişen bu iki birey birbirlerinden epey farklılar aslında. Karşılaştıkları zorluklara verdikleri tepkiler de çok farklı. Aynı ailede yetişen iki insanın bu kadar farklı olmasının sebebi nedir? Ülgen ve Umay’ın bireysel seçimleri ya da tepkileri hikayeyi nasıl şekillendiriyor sizce? Onların farklılıkları size ne düşündürüyor?
Aile üzerine düşünmemizi sağlayan tek şey Ülgen ve Umay’ın ilişkisi de değil tabii. İlk bölümlerde ortadan kaybolan anneleri İştar’ı da merakla bekliyoruz. Ki İştar’ı da sevgili Derya Alabora oynuyor… İlk üç bölümde “nerede yahu bu kadın” diyoruz elbette, ama bu kayboluş da bizi sorgulamalara yönelten bir mesele yaratıyor aslında. Biraz daha toplumdaki “anne kalıbının” dışında bir karakter gibi İştar. Bazı sorumluluklarından vazgeçmek ya da vazgeçebilmek isteyen bir anne gibi kendisi. Bu da aslında toplumdaki annelik algısı üzerine de düşündürüyor bizi. Mesela annenin kafa dinleyebilme, kaçıp gidebilme özgürlüğü var mıdır gibi bir sorgulama yapabiliriz İştar üzerinden… Siz İştar’ı dinleyince nasıl bir annelik okuması yapıyorsunuz?
Dizideki çekirdek ailemizin bir diğer üyesi de Serkan Keskin’in oynadığı Rıza karakteri. Rıza sanki aile için bir madalyon gibi… Bir yüzünde onunla pek de anı biriktirememiş Ülgen var, diğer tarafta belki de daha iyi bir eş olmasını bekleyen İştar ve ikisinin ortasında “bana benzeyen tek kişi oydu ama artık yok” diye düşünen Umay… Aslında hepsinin Rıza’dan büyük beklentileri var. Fakat o bu beklentilerin bazılarını karşılayamadan hayata veda etmiş. Tıpkı anne gibi, baba için de toplumsal kalıpların, standart beklentilerin aksine seyreden bir karakter sanki Rıza. İştar için sorduğum soruyu onun için de yönelteyim, siz Rıza’yı dinleyince nasıl bir babalık okuması yapıyorsunuz?
Misafir Odası’nda bir de göç etme konusuna dokunuyorsunuz. Dünyanın ana meselelerinden birisi aslında bu, fakat Türkiye’deki gençler için daha sık konuşulan bir konu oldu son dönemde. Belki de bir arayış hali diyebiliriz göç için... Dizide Umay da buna dair bir arayışta aslında. Hem kaçıp gitmek istiyor hem de ona ihtiyaç duyduğunu söyleyen kardeşini ya da ona ihtiyaç duyduğunu söyleyemeyen annesini nasıl bırakacağını bilemiyor? Siz Umay’ın bir yakını olsanız ona ne tavsiye ederdiniz, gitmesini mi kalmasını mı?
Ben Misafir Odası’nın ismi üzerinden de bir soru yöneltmek istiyorum size. Herkesin evindeki misafir odası biraz farklı bir anlam taşır aslında. Kimi aileler için çalışma alanıdır burası, kimisi için aile içi tartışmalardaki kaçış noktası… Bir ara düzenlerim dediğimiz kolileri tıkıştırdığımız “erteleme odası” olarak da kullanıyoruz bazen. Ya da adının hakkını verip geçekten de bol bol misafir ağırlıyoruz burada. Dizideki ve sizin hayatınızdaki yeri nedir misafir odalarının? Misafir odası dediğinizde ne canlanıyor sizin aklınızda?
Sizler bu ele aldığınız konuları belirlerken ya da canlandırırken hangi kaynaklardan ve deneyimlerden ilham aldınız? Bu konuların ya da örnek aldığınız oyuncuların sizin için kişisel bir anlamı veya önemi var mı? Örneğin aile ilişkileri deyince benim aklıma TV’den "Modern Family" dizisi geliyor. Ya da aile içi dinamikleri karanlık ve karmaşık bir şekilde gösteren "The Sopranos" gibi suç draması geliyor. Ölüm ve yas süreçlerini işleyen bir dizi olarak "Six Feet Under" ya da "Manchester by the Sea" filmini beğeniyorum. Sizin bu konularla ilgili favori dizi/filmleriniz var mı?
Biraz da podcast dizisi yapmak üzerine konuşalım istiyorum. Her ikiniz de sinema ve tiyatro oyunlarında emek vermiş sanatçılarsınız. Yani görüntüyle de bir hikayeyi anlatmaya alışıksınız. Bu açıdan bakınca sadece işiterek dahil olabildiğimiz bir dünya yaratmak nasıl bir deneyimdi sizin için? Yapım süreci nasıl işledi? Ses üzerinden bir hikaye yaratmanın oyuncu ve yönetmen olarak avantaj ve dezavantajları neydi?
Gelecekteki bölümlerde ele almayı planladığınız aile ve bireye ilişkin başka konular var mı? Dizinin geleceği hakkında neler düşünüyorsunuz? Kaç bölüm sürecek? Sezonlar filan olacak mı?
Toplumsal veya kültürel bir mesajınız var mı? Eğer varsa, bu mesaj nedir ve neden önemli buluyorsunuz? Eğer yoksa, sizi kurgusal olmayan bir bağlamda şu anda dinleyen herkes için iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?
Künye
- Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt