Bir Şarkı Neden Dilimize Dolanır?
Bazı şarkıların sanki bir sihri var. Bir kere duyduğumuzda zihnimizden atamıyor, tekrar tekrar söylemek istiyoruz. Peki bu şarkıları böyle karşı konulmaz kılan özel bir formül var mı acaba? 111 Hz’in bu bölümünde eğlenceli bir yaz yolculuğuna çıkıyor, tarihteki bazı duraklara uğruyoruz. Kulağımıza küpe olmuş hit şarkıların ardındaki ilhamı, stratejiyi ve bize hissettirdiklerini konuşuyoruz. Bölümdeki şarkıların yer aldığı playlist'i dinlemek için buraya tıklayabilirsiniz.
Yaz mevsimi denilince çoğu kişinin aklına deniz, kum, güneş falan gelir… Ama benim için bu mevsimin en güzel yanlarından biri uzun araba yolculuklarına çıkmak… Ha, diğer mevsimlerde araba yolculuğuna çıkılmıyor mu? Çıkılıyor tabii… Ama yazın araba yolculukları sanki daha bir özgür hissettiriyor. Mesela bakın…
Kış olsaydı bu camı açamazdım bile… Ama şimdi rüzgarı yüzümde hissedebiliyoruuooom!
Hayat çok güzeeeeeelll!!!
Dee… Şimdi rüzgar sesiyle de bağıra bağıra pek konuşulmuyor. Kapatalım şu camı en iyisi.
Yalnız şu arkada çalan şarkıyla tam da moda giremedim ben. Durun şöyle enerjik bir şeyler açayım. Hah bak mesela, amaç biraz havamızı değiştirmekse bu şarkının üzerine tanımıyorum.
Kimin çaldığını bilmeseniz bile kesinlikle duymuşsunuzdur bu şarkıyı… Ben de yıllardır açıp dinlemiyordum, ama illa bir yerlerde kulağıma çalınıyordu.
Vay beee, ergenlik yıllarıma döndüm resmen! Muhtemelen pek çok kişinin hayatında “epik” olarak tanımladığı anların eşlikçisi olmuştur bu şarkı. Bak ben de bir gaza geldim şimdi! Neyse neyse, dağılmayayım, ne diyorduk? Yazın yapılan araba yolculuklarında kalmıştık en son…
“It’s the final countdooown!”
Dur dur çok gaza geldim. Şimdi yolda kaza bela çıkmasın… İyisi mi değiştireyim şarkıyı…
Yalnız çok güzel şarkı yaa, cidden dilime takıldı. Artık bütün gün kafamda dönüp duracak. Hatta muhtemelen aynı durumu siz de yaşayacaksınız... Bazı şarkıların böyle bir sihri var sanki… Bir kere duyunca tekrar tekrar söylemek istiyoruz, zihnimizden bir türlü atamıyoruz. İngilizce’de buna benzer şarkılara “ear worm” adı verilmiş…
Kulaktan girip beyne giden solucanlar gibi yani… Böyle söyleyince zihinde oldukça rahatsız edici bir resim canlanıyor, farkındayım. Ama gerçekten de bazı melodiler var ki kulağımızdan içeri bir kez kaçtı mı gün boyu alakalı alakasız anlarda dilimize dolanıyorlar. Peki bu şarkıları böyle karşı konulmaz kılan özel bir formül var mı acaba?
Aslında evet… Hit bir parça, birkaç farklı faktörün bir araya gelmesiyle oluşuyor. E madem şarkıyı kafamızdan atamıyoruz, o zaman bu meseleyi konuşalım bugün. Kim bilir, belki bu yazın hit şarkısını siz bestelersiniz.
Ama isterseniz önce direksiyonu biraz geçmişe kırıp bu şarkının ortaya çıkış hikayesini konuşalım… Tabii öyle sıradan bir araba kullanacağımı düşünmediniz umarım. Kendisini sadece yaz tatilleri için değil, ışınlanmak için de kullanıyorum.
O zaman kemerlerinizi bağlayın.
3… 2… 1…
Evet, ‘70’lerde bir uçaktayız arkadaşlar. İsveçli bir pilot olan Rolf Larsson ve henüz 10 yaşlarındaki oğlu Joakim ile beraberiz. Rolf, oğlunun kokpitte kendine eşlik etmesine izin veriyor çünkü küçük Joakim gökyüzüne gerçekten de hayran. Tüm bu heyecanına rağmen sesi kara kutu tarafından kaydedilirse babasının başının derde gireceğini bildiği için, bu yolculukların hiçbirinde çıt çıkarmıyor.
Ama Joakim’in bir tutkusu daha var… Müzik. Hatta aldığı ilk single, ilgi alanıyla epey bağlantılı bir şarkı olan ‘Space Oddity’.
Evet, uzay gemisi havalanırken biz de artık yavaşça yere inebiliriz bence.
Neyse efendim Joakim, David Bowie’nin müziği ve tarzı kadar bu şarkının sözlerinden de çok etkilenmişti. Binbaşı Tom neden uzayda teneke bir kutunun içinde süzülüyordu ki? Dünya’yı neden terk ediyordu?
Bu gizem onu meraklandırıyordu, ama büyüdükçe uçmaya karşı olan sevgisinden çok müziğe olan tutkusunu takip etti. Ergenlik yılları boyunca farklı gruplarda çalmaya, zaman zaman da vokallik yapmaya başladı. Artık bir sahne adı vardı, “Joey Tempest”. Kendi kendine müzikal denemeler yapan Joey, üniversitenin ilk yıllarında bunun için aile evinin bodrum katını kullanıyordu. Bir gün, arkadaşından ödünç aldığı klavyeyi kurcalarken, enteresan bir melodi buldu.
Bu kısa melodi çok hoşuna gittiği için hemen bir kasete kayıt aldı. Ama o sırada aklına bunu kullanabileceği herhangi bir şarkı gelmediğinden kaseti odasındaki dolaplardan birine, fikri de rafa kaldırdı…
Ve kaset bu dolapta tam 6 yıl boyunca bekledi. Bu süre zarfında Joey, Stockholm’de yaşayan diğer müzisyen arkadaşlarıyla “Europe” adında bir grup kurdu. Çıkardıkları iki albüm sonrası sadece kendi şehirleriyle sınırlı değil, ülkelerine yayılan bir ünleri olmuştu ama İngiltere ve Amerika’ya açılmak hala bir hayal gibiydi. Uluslararası plak şirketleri müziklerini çok gürültülü, saçlarını da çok uzun buluyordu.
Bu arada son söylediğim şaka falan değil arkadaşlar. Evet, saçlar baya önemli bir sebepti… Neyse işte grup üyeleri üçüncü albüm için farklı, yeni bir şeyler yapmak istiyordu. Hem albümü hem de şovlarını açacak güçlü bir şarkı… Bunun için de stüdyolarında gece gündüz çalışmaya başladılar.
Nasıl bir şarkı olabileceğini düşünürkeeeen, Joey’nin aklına üniversitede kaydettiği o kaset geldi. Ne de olsa mis gibi melodiydi ve raftan inmesinin zamanı gelmişti artık.
Grubun gitaristi John Norum ise bu fikre başta karşı çıkmıştı. E tabii bir gitarist olarak synth sesini yeterince “cool” ve “rocker” bulmuyordu.
Ama Norum’un tüm itirazlarına rağmen grup, şarkı üzerine çalışmaya devam etti ve Joey de bu melodi için sözler yazdı. Aradığı ilhamıysa çocukluğunda bulmuştu. Yani babasıyla yaptığı uçak yolculukları ve Bowie hayranlığında… Belki de Binbaşı Tom, Dünya’nın sonu geldiği için yeni bir gezegene göç ediyordu. Belki de insan ırkı, Dünya’ya sonsuza dek veda ederken bu geri sayım, gezegeni terk eden son uzay gemisi içindi. İşte bu ilhamla şarkının hikayesini kurmuş ve şu sözleri yazmıştı Joey.
“Buradan beraber ayrılıyoruz ama yine de bu bir veda
Ve kim bilir, belki de geri döneriz Dünya’ya
Sanırım suçlanacak hiç kimse yok
Yeryüzünü terk ediyoruz
Peki artık bir şeyler eskisi gibi olacak mı?
Son kez geri sayıyoruz.”
Bu, aynı zamanda grup üyeleri için de bir geri sayım olmuştu, zira şarkının çıktığı 1986 yazından sonra bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Europe, uluslararası bir üne kavuştu. Hatta o kadar ki, pek çok kişi “Final Countdown”u grubun yaptığı ilk albüm sanıyordu. Başlangıçta şarkıya karşı çıkan John Norum, şimdilerde grup arkadaşları onu dinlemediği için pek memnun; çünkü 26 ülkede listelerin en tepesine çıkan şarkı, ‘87 Euro Basket ve ‘88 Yaz Olimpiyatları gibi çok önemli organizasyonlarda çalındı. Hatta ‘99’da, yani yeni milenyumun hemen öncesinde tekrardan popüler oldu.
İnsanlık, yeni bir çağa bu şarkıyla geri sayım yapmıştı ve bugün hala bambaşka kutlamalarda ya da spor organizasyonlarında bu melodi insanlara aynı coşkuyu yaşatıyor.
Peki ‘Final Countdown’ gibi şarkıların başarısının sırrı olan o formül ne? Onu konuşacağız elbette, ama kısa bir ara versek iyi olur. Zira benim şarkıyı baştan sona dinlemem gerekiyor arkadaşlar, yoksa bölümün devamına odaklanamayacağım…
Oh ya, dinledim de rahatladım. Yoksa o “ear worm” melodiden çıkamayacaktık. Neyse, nerede kalmıştık? ‘Final Countdown’ gibi şarkıların başarısının ardındaki formülü analiz edecektik, değil mi?
Bir müzik bilimci olan Dr. Alison Pawley ve psikolog Dr. Daniel Mullensiefen, bu tür şarkılara eşlik etme isteğimizin ardında yatan sebepleri araştırmışlar ve bunun sonucunda bir şarkıya eşlik etmemizi sağlayan bazı faktörlerin olduğuna kanaat getirmişler. “Her müzikal hit matematiğe, bilime, mühendisliğe ve teknolojiye dayalıdır.” diyor Mullensiefen. Ona göre nörobilim, matematik ve bilişsel psikolojinin birleşimi, bize kusursuz bir hit şarkı bestelemek için gereken iksiri sunabilir.
İşte Pawley ve Mullensiefen’ın tarif ettikleri bu iksir, dört elementten oluşuyor. Birinci elementimiz, nefes.
Akılda kalıcı bir şarkı için en önemli noktalardan biri, vokalistin aldığı nefes ve söylenilen dizenin uzunluğu... Tek nefeste söylenen melodi ve dizeler ne kadar uzunsa şarkıya eşlik etme olasılığımız da o kadar artıyor. Meselaa…
İkinci sırada sesin perde aralığı var. Bir şarkıda farklı sesler duymak bizi etkiliyor ve ilgimizi çekiyor. Bu sebeple araştırmacılar, şarkıdaki melodiler ve nakarat arasındaki geçişlerde üç farklı ton kullanmayı başarılı bir bestenin anahtarı olarak gösteriyorlar. Mesela…
Ne var ki üçüncü elementi göz önünde bulundurduğumuzda, bu verdiğim örnekler biraz zayıf kalıyor. Çünkü Pawley ve Mullensiefen yaptıkları araştırmada, psikolojik olarak erkek vokallere eşlik etmeyi daha çok tercih ettiğimiz sonucuna ulaşmışlar. Onlara göre bir şarkıya eşlik etmek, bilinçaltımızda bir savaş narasına karşılık gelip tabiatımızda bulunan kabilesel, ilkel tarafa dokunuyor olabilir. Savaşa girerken psikolojik olarak bir erkek figürü aradığımız gibi, şarkılarda da odağın erkek vokalde olduğu parçalara yönelebiliyoruz. Tıpkı…
Sonuncu madde de aslında buna oldukça paralel. Dinleyiciler genellikle tiz sesli bir erkek vokalin sarf ettiği eforun belirgin olduğu şarkılara eşlik ediyorlar. Bu tip sesler, yüksek enerjiyi ve bir amaca adanmayı simgeleyip, bizi gaza getiriyor. Örneğin;
Bu çalışma için İngiltere’de çeşitli barlarda kimliklerini gizleyerek gözlem yapan ikili, Birleşik Krallık’ta en çok eşlik edilen şarkıların olduğu 10 parçalık bir liste hazırlamış. Listenin ilk sırasında Queen “We Are The Champions” var. 1994 Dünya Kupası’nın resmi şarkısı olan bu bestenin de modern zamanın dövüş arenaları olarak görülen stadyumlarda sıklıkla çalınıyor olması bir rastlantı değil yani. Queen’in yine aynı şekilde gaza getiren, sadece ritim tutarak bile eşlik edebildiğimiz bir şarkısı daha var. Eminim hepiniz biliyorsunuzdur.
Tabii ki hit şarkıların hepsi bizi motive etmiyor, hatta bazıları ağlatabiliyor da... Esasında hit şarkıların ortak özelliği yoğun duygular canlandırmak diyebiliriz. Bu duyguları hissetme arzumuz bizi o ezgileri tekrar tekrar dinlemeye teşvik edebiliyor. Zaten yapılan araştırmalar da akılda kalıcı şarkıları dinlerken beynimizde dopamin salgılandığını söylüyor. Yani sevdiğimiz şarkılara geri dönmek, bize bir ödül gibi geliyor.
Penn State’te retorik ve kompozisyon profesörü olan müzisyen Keith Duffy, akılda kalıcı bir şarkı duymayı beynin kaşınmasına benzetmiş ve kaşıntıyı geçirmenin tek yolunun, o şarkıyı dinlemek olduğunu söylemiş. Darthmouth Koleji’nde yapılan araştırmada, katılımcılara bilindik şarkılar bilinçli olarak bazı kısımları eksik şekilde dinletilse de görüntülemelerde beynin bu boşlukları doldurduğu, hatta silinen kısımları neredeyse duyduğu ortaya çıkmış. Çünkü işitmekle ilgili olan kısımlar, sanki gerçekten de bir ses duyuyormuşçasına aktive olmuş. Özellikle de sözlü ve katılımcılarda güçlü görsel anılar canlandıran şarkılarda… Yani bir bakıma, zihnimizde şarkıların izi var diyebiliriz.
Üstelik sadece beynimiz değil…
Kalbimiz de işin içinde… Bir müziğin temposu, kalıcılığını belirleyen en önemli unsurlar arasında. Orta hızda, yani 100 bpm’e yakın bir tempoya sahip olan şarkılar genellikle zihnimize daha kolay kazınıyor. Bu aralık kalbin doğal atış hızıyla örtüştüğü için, bizler fark etmeden kendimizi şarkıyla ilişkilendiriyor ve bağ kuruyoruz.
Bağ kurmak, yakın hissetmek… Bunlar bir şarkıyı akılda kalıcı kılan en önemli unsurlar… Ki Penn State Üniversitesi’nde müzik teorisi profesörü olan Paul Barsom da tanıdıklık hissinin altını çiziyor. Ona göre müzikteki kültürel elementler bu hissi pekiştirebiliyor.
Mesela Latin ezgileri, o ülkelerden olmasak bile bize sıcak yerleri, egzotik şehirleri, eğlenceyi ve dolayısıyla yazı çağrıştırıyor. Hatta şarkıların sözlerini bilmemize gerek dahi yok! Akılda kalıcı tek bir kelime bile o şarkıya eşlik etmemize yetiyor. Buna da bir örnek vermem gerekirse…
Yani sözleri istersek internetten bir dakikada buluruz, ama bağ kurmamızı biraz da o tek kelimenin basitliği ve yanlış yapmayı çok da takmamız sağlıyor. Şimdilerin deyimiyle “cringe” olabileceğimiz, ciddiyet gerektirmeyen güvenli bir alan bu.
Bize bu şarkıları ezberleten ve tanıdık hissettiren bir diğer şeyse, tekrar.
Barsom’a göre bir şarkıda tekrar eden bir melodi, cümle ya da kelime olması bile, o şarkının akılda kalması için yeterli olabiliyor. Şarkının kötü veya bıkkınlık verici olması pek de önemli değil burada… Hatırlarsanız şu cool ve rocker arkadaşımız John Norum, şarkıda tekrar eden synthesizer melodisinden rahatsız olduğunu söylemişti. İşte belki de şarkıyı popülerleştiren esas unsuru gözden kaçırıp kendisini ve grubu büyük bir başarıdan mahrum bırakacaktı…
Fakat tekrar, sadece sözler ya da ritimle ilgili değil. Bir şarkıyı tekrar tekrar dinlemek de sevdaya dahil… E bunun yolu da pazarlamadan geçiyor haliyle. Eğer bir şarkının hatırlanabilir bir nakaratı varsa ve siz o şarkıyı çeşitli yerlerde günde en az 25 kere duyuyorsanız, muhtemelen dilinize takılacaktır. Hatta 20 yıl öncesine dönüp buna ülkemizden bir örnek de verebiliriz.
Zaliiim oyunbozan, sen de bu büyü de yalan…
Evet, melodisiyle “Pabucu Yarım, Çık Dışarıya Oynayalım” şarkısını andırdığı için tanıdıklık unsurunu da karşılayan Yalın’ın bu parçası, 2004’te tüm radyolarda ve müzik kanallarında durmaksızın çalıyordu. Bugün artık radyo kullanımı azaldı, ama benzer bir sistem TikTok ve Instagram için de geçerli… Sonuçta ekranı kaydırırken aynı şarkının aynı kesitine yüzlerce kez denk gelmiyor muyuz? Hatta artık bazı şarkılar sadece bu platformlarda tutması için yapılıyor. Birbirine benzer şarkılar, kolay sözler ve bolca tekrar… Böyle düşünüldüğünde listedeki tüm kutucuklara tik atabiliriz. Ama belli bir süre için popüler olan şarkılarla zamansız hitler arasında bazı farklar var tabii ki… Nitekim buna benzer şarkıların ortaya çıkış hikayelerine baktığımızda sanatçıların kendi hatıralarıyla kurdukları bağı, hayran oldukları diğer sanatçılardan nasıl ilham aldıklarını ve beste sürecinde nasıl üzerine koyarak gittiklerini görebiliyoruz.
Artık kulaklığımızı takıp tamamen kendi istediğimiz şarkıları dinleme lüksüne sahibiz. Ama hala içinde bulunduğumuz dönemin hit şarkıları bizi bir yerlerde, en umulmadık anlarda yakalıyor ve hayatımıza fon müziği oluyorlar. Belki de bu sebeple bir müzisyenin öncelikli amacı algoritmalara göre değil, insanların duygularına dokunabilecek şarkılar yapmak olmalı… Yeni yaşlara, yeni yıllara hatta yeni milenyumlara taşınabilecek kadar bağ kurulabilecek şarkılar…
Yazın yapılan bir araba yolculuğunun farkının daha özgür hissetmemiz olduğunu söylemiştim. Aslında bu farkın temelinde belki de mevsimin kendisi değil, ona yüklediğimiz anlam yatıyor. Çünkü günün sonunda, yaz özünde bir his, bir konsept. Evet, belki vücudumuz biraz daha fazla D vitamini alıyor, işler biraz daha rahatlıyor ve çevremizdeki her şeyi sarı, aydınlık bir filtreyle görüyoruz ama bizdeki anlamı anılarla şekilleniyor. İzlediğimiz turnuvalar, yaşadığımız heyecanlar, sohbetle geçen uzun akşamlar, sevdiklerimizle çıktığımız yollar, o yollarda geçirilen maceralar ve tüm bunlarda bize her daim eşlik eden şarkılar…
Beynimizi kaşındıran o tek kelime ya da hareketli bir melodi tıpkı bölümün başında olduğu gibi gaza gelmemizi sağlıyor. Daha cesur, daha enerjik, daha kaygısız, daha aşık… Böyle hissetmeyi seviyoruz. Sonra, ayaklarımızın biraz daha yere bastığı sonbahar için geri sayım başlıyor.
Şimdi izninizle benim de biraz beynimi kaşımam gerekiyor. Zira bölüm boyunca bahsettiğim şarkıların hepsi aklıma takıldı. Bu arada siz de o şarkıları dinlemek isterseniz bölümün açıklama kısmına bir playlist bıraktım. Belki bir sonraki yolculuğunuza o şarkılar size eşlik eder.
Künye
- YazanGülşah Dim
- Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt
Kaynaklar (46)
- The secrets of a hit summer song
- **Call Me**
- **Boys**
- **Live Is Life**
- **Macarena**
- **Livin' La Vida Loca**
- **Pon De Replay**
- **Hips Don't Lie**
- **Cheerleader**
- **I Kissed A Girl**
- **Moves Like Jagger**
- **Everything I Do (I Do It For You)**
- **Love Is All Around**
- **Call Me Maybe**
- **I Gotta Feeling**
- **Feels So Good**
- **In The Summertime**
- **Cool For The Summer**
- What Makes an Iconic Summer Hit?
- **Stephan Moccio**
- **Frontiers of Computational Neuroscience**
- Scott Harris
- **Greg Kot**
- An Expert's Guide to Building the Best Summer Playlist
- what makes a catchy song
- Catchy Songs: 8 Strategies for Making More Memorable Music
- What makes a song 'catchy' - science explains
- Their research
- Two significant areas
- How to Write Catchy Melodies for Pop Songs
- Probing Question: What makes a song catchy?
- How to Write Memorable and Catchy Song Lyrics
- more effective
- Science, Please, Explain Why Catchy Songs Loop in Our Heads Forever
- How to Make a Hit Song 101: Secrets to Songwriting Success
- Bubblegum music
- What is Bubblegum Pop? Birth, Evolution & Resurgence
- Bubblegum pop: all the young dudes
- Bubblegum Music And The Genuinely Great Tastes Of Ear Candy
- One-hit wonder
- Understanding the One Hit Wonder
- Why it’s so hard for a one-hit wonder to have a lasting music career
- How Have One-Hit Wonders Changed Over Time?
- 5 Brainy Factors That Explain The "One-Hit Wonder"
- youtube.com
- youtube.com