Hayvanlar İnsanlık Tarihini Nasıl Değiştirdi?
Türümüzün yaşam macerasındaki yol arkadaşlarından birisi hayvanlar. Tehlikelerden tutun da psikolojimize kadar çok sayıda etkileri var üzerimizde. Fakat onlarla kurduğumuz bağ çok daha derinlere uzanıyor. 111 Hz'in bu bölümünde hayvanların ve insanların birbirlerinin evrimsel tarihine nasıl bir etkisi olduğuna odaklanıyoruz. Bu kadim dostluğun hikayesini mercek altına alıyoruz.
Ohhh be, misss gibi deniz havası. Gerçekten de insana iyi geliyor böyle yerler. Dalgaların sesi, havadaki tuzun kokusu falan derken insan düşüncelere dalıp gidiyor. Ama bugün bizim deniz kenarında buluşmamızın başka bir sebebi var.
Martıları gözlemleyeceğiz arkadaşlar. Evet, martıları… İnsanların yemeklerini alıp kaçan martı videolarına denk gelmişsinizdir illa ki… Ya da 111 Hz’i sıkı takip edenler bilirler, ara ara bölümlerimizi davetsiz martılar ziyaret ediyor malum. Ben de neymiş bu dostlarımızın derdi diye araştırırken, bir de saha incelemesi yapmanın iyi olabileceğini düşündüm. Dürbünüm ve not defterim de hazır. Bakalım insanlarla temas halinde değilken neler yapıyormuş bizim kanatlı ve aksi dostlarımız.
Her ne kadar sadece açgözlü ve gürültücü canlılar olduğunu düşünsek de en gelişmiş kuş türlerinden birisi martılar. Mesela burunlarındaki jacobson organı sayesinde yaklaşık 4,5 - 5 kilometre ötedeki yiyecekleri tespit edebiliyorlar. Ayrıca saatte 48 kilometre mesafe kat edebiliyorlar. Diğer yandan okyanus suyundaki tuzu filtreleyebilen bu kuşlar, denizler üzerinde günler süren yolculuklara çıkabiliyor. Üstelik epey de kurnaz canlılar kendileri… Zira çıktıkları yolculuklarda karşılaştıkları kartal ya da şahin gibi diğer yırtıcı kuşların saldırılarından, jinking denilen düzensiz uçuş stratejileri sayesinde kaçabiliyorlar. Ki bu da insanlara pilotluk alanında ilham veren bir davranış.
Eh tabii bir de epey obur bu deniz kuşları. Onları çöpleri karıştıran kanatlı fareler olarak düşünsek de, aslında bu özellikleriyle Dünya için epey önemli bir hizmette bulunuyorlar.
Şehirlerde sık sık gördüğümüz gri kanatlı ringa martıları, çöpleri ayrıştırarak bulundukları bölgedeki metan ve amonyak miktarını azaltıyor mesela. Bu da daha temiz bir hava demek bizim için. Ayrıca guano olarak bilinen dışkıları nitrojen açısından çok zengin olduğu için, bitkilere de harika bir gübre olu-
N-n ne oluyor ya, neden bunlar bana doğru geliyor ki şimdi? Haydaaaa, baya da kalabalık bir sürüymüş… Neyse ki hazırlıklı geldim.
Nerede ya… Off… Hay aksi! Beni fark ederlerse diye hazırladığım yiyecekleri yanıma almayı unutmuşum, ah be Barış! Arkadaşlar ben en iyisi başıma bir iş gelmeden tüyeyim burada. Sizinle stüdyoda görüşürüz.
Huuh! Ucuz atlattım. Kabul, gözlenmeyi kimse sevmez ama bir kuş için de fazla bu aksilik canım. Tamam kendilerini koruyorlar neticece, ama olayı da Hitchcock filmine dönüştürmenin ne alemi var yahu. Neyse…
diye düşünmüş olabilirsiniz. Aslında geçerli bir sebebim var… Bu hayvanlar ve insanların arasında, karşılıklı faydaya dayalı bir ilişki var sevgili arkadaşlar. Mesela martılar çöpleri ayrıştırıp havayı temizliyor, uçuş stratejileriyle bize ilham oluyor dedim ya… E biz de bunun karşılığında onlara hem şehirlerimizle güvenli bir yuva ortamı sağlıyoruz hem de besin... Bu çok basit bir şeymiş gibi duyulsa da daha derin bir okuma yapabilmemizi sağlıyor açıkçası. Zira hayvanlarla insanların birbirlerinin evrim süreçlerini etkilediği düşünülüyor, ki ben de bugün bu meseleyi anlatmak istiyorum size.
Penn State Üniversitesi’nde paleo-antropoloji üzerine çalışmalar yapan Pat Shipman’a göre, insanlığın evrimsel sürecinde hayvanların çok ama çok önemli bir etkisi var. Onlarla 2,5 milyon yıl kadar önce kurduğumuz ilk temasın, türümüz için bir kırılma noktası olduğunu söylüyor kendisi. İnsanları diğer canlılardan ayıran en temel şeylerin alet yapabilme ve bir dil oluşturabilme olduğunu ifade eden Shipman, bu kabiliyetlerimizin hayvanlar sayesinde geliştiğini iddia ediyor. Şimdi gelin onun teorisi üzerine birlikte düşünelim…
Doğada küçük gruplar halinde yaşayan mağara insanları, bir noktad taş ve sopaları kullanarak yeni aletler yapma gereksinimi duymuşlardı. Zira dışarıda kendilerine hiç benzemeyen, devasa büyüklükte yaratıklarla karşılaşmışlardı. İşte bu da yeni bir duygu deneyimlemelerini sağlamıştı… Korku. Fakat öyle durup bekleyemezlerdi, kendilerini savunmalıydılar. İşte bu korkunun etkisiyle kendilerini korumak için alet-edevatlar geliştirdiler. Zamanla bu araçlar sayesinde de avlanmayı da öğrendiler. Avcılık, atalarımızın beslenme şeklini de değiştirmişti. E bu da zeka kapasitelerinin yükselmesi demekti. Sonuçta daha besleyici şeyler yedikçe, vücut fonksiyonları da daha iyi çalışmaya başlamıştı. Gördüğünüz gibi noktaları birleştirdikçe epey etkileyici bir resim çıkıyor ortaya. Fakat hayvanların türümüz üzerindeki tek etkisi bu da değildi. İletişim kurmayı ve sanat yapmayı da onların sayesinde öğrendi ilk insanlar.
Mağaraların dışında gördükleri yeni hayvanları, kendilerini savunmak için icat ettikleri aletlerle duvarlara resmetmeye başladılar mesela. Bu sayede hem birbirlerine çevredeki tehlikeleri haber veriyor hem de sembolik bir dil geliştiriyorlardı aslında. İşte bu resimler de ilk yazılı iletişim ve sanat eseri örnekleriydi.
Zamanla bu sembolleri seslerle de ifade etmeye çalıştılar. Artık dışarıda gördükleri hayvanları sadece çizmiyor, taklit de ediyorlardı. Yani yazılı iletişimin yanında, sözlü iletişimi de geliştiriyorlardı. Hatta bunlar, insanlığın anlattığı ilk hikayelerdi de.
Pat Shipman da bu tarihsel ilerlemelerin her anında hayvanların merkezde olduğunu söylüyor. diyor kendisi. Bu açıdan bakınca, hayvanların insan evrimi üzerinde önemli bir etkisi olduğu iddiası epey haklı gözüküyor.
Anlayacağınız ilk çağlarda hayvanlar sadece bir besin kaynağı değildi insanlar için. Yeni duygular hissetmemizi, icatlar yapmamızı, bir dil oluşturabilmemizi falan da onlara borçluyuz aslında. Hatta inanç sistemleri bile hayvanların etkisiyle gelişti desek yeridir. Mesela İskandinav ve Mısır mitolojilerine baktığımızda tanrıların hayvan suretlerine büründüğünü görürüz, değil mi? Bir tilki olarak tasvir edilen Anubis, bir kedi olan Bast, insanların arasına kuzgun olarak katılan Odin… Eminim ortak noktayı yakalamışsınızdır... Hayvanlar aracılığıyla inanç duygumuzu ve hikayelerimizi de geliştirdik yani. Bu da insanların birbirleri arasındaki sosyal ilişkilerini güçlendiren bir şeydi. Ancak enteresan bir şey söyleyeceğim size… Bu sosyal becerileri geliştirebilmeyi de bir açıdan hayvanlara borçluyuz.
Şöyle açıklayayım bunu size. İnsanı diğer canlılardan ayıran şeylerden biri de başka türlerle iletişim kurabilmesi ve onları evcilleştirebilmesi, değil mi? İşte bu kabiliyetimizi de türümüzün en yakın dostu olarak bildiğimiz köpekler aracılığıyla geliştirdik. Fakat arkeolog David Ian Howe, bu enteresan hikayenin en başlarında bir rekabetin mevzubahis olduğunu söylüyor.
Şöyle ki…
Yontma Taş Devri’nde Avrasya’ya göç eden bazı insan toplulukları, burada yeni bir rakiple karşılaşmışlardı.
Canis Lupus, yani gri kurtlar.
Canis Lupus’ların davranışları birçok açıdan bizimkilere benziyordu aslında. Sürü olarak dolaşıyor, besinlerini avlanarak sağlıyor ve bölgelerini korumaya çabalıyorlardı. Fakat onlar doğada bizden daha mahiretli yaratıklardı. Avının kokusunu 1,5 km öteden alabilen ve 136 kg üstünde basınç gücüne sahip, kemik parçalayabilecek ısırıklar atabilen hayvanlardı sonuçta. Tabii bir de daha hızlı koşabiliyorlardı. Yani epey korkutucuydular bizim için… Buna rağmen besin zincirindeki en yeni ve en büyük rakip biz olmuştuk. Ve bu rekabet de bize önemli kazanımlar sağlamıştı.
Zira Canis Lupus’ların av stratejilerini gözlemleyen atalarımız, onlardan yeni bir strateji öğrendi. Kendilerinden büyük hayvanlara sürü halinde saldıran bu yırtıcı canlılar, bize de bir arada hareket etmenin avantajlarını göstermişti aslında. İşte bu avantajla besin zincirinde bir adım öne geçmiştik. Dolayısıyla yeterli besin bulamayan Canis Lupus sürülerinde de ayrışmalar meydana gelmişti.
Sürüden kopan ve besin bulamayan gri kurtlarsa, gün geçtikçe uysallaşıp insan kamplarına yaklaşmaya başladılar. Sosyal açıdan birbirine benzeyen bu iki tür arasındaki bağ güçlendikçe, faydacı bir ilişki de oluşmuştu tabii. Bizim yerimize nöbet tutan ve av esnasında iz süren bu kurtlara, biz de yemek ve güvenlik sağlamıştık. Yavaş yavaş evcilleşen ve pişmiş et yemeye başlayan bu kurtların zamanla kesici dişleri ve ebatları küçülmüş, postları hafiflemişti.
Böylece evrimleşen gri kurtlar, ilk proto-köpeklerin de oluşmasını sağlamıştı. Otuz üç bin yıl önce yazdığımız bu hikaye, bir canlı türünün kaderini de değiştirmişti anlayacağınız. Kısacası köpekler ve insanlar birbirlerinin evrimsel sürecini direkt olarak etkileyen bir ilişkiye sahipler diyebiliriz.
Tabii onlarla birlikte yazdığımız hikaye bununla da bitmiyor. Mesela yeni yerleri keşif maceramızda da bizim yol arkadaşımız oldu proto-köpekler. Onların iz sürme yetenekleri ve tehlikeyi sezebilen içgüdüleri sayesinde, doğanın zorluklarını aşabilmeye başlamıştık. Birçok tarihçi, köpeklerin insan türüne arkadaşlık kavramını da öğrettiğini düşünüyor. Hatta köpekler olmadan medeniyetin kurulamayacağını dahi söyleyenler var.
Aslına bakarsanız bizim yaşam maceramızda izi olan tek canlılar köpekler değil. Atlar sayesinde hem daha uzak yerleri keşfettik hem de tarlaları sürecek aletler geliştirdik örneğin. Ya da inek gibi hayvanlardan elde ettiğimiz besinler sayesinde, fizyolojik evrimimiz de yön değiştirdi. Güvercinleri kullanarak basit bir posta teşkilatı bile kurduk yahu… Ve zaman geçtikçe daha da içli dışlı yaşamaya başladık hayvanlarla. Tıpkı martılar gibi kurduğumuz şehirlerin bir parçası haline de geldiler.
Hatta şehirlerimizi ve bizleri kurtaran hayvanlar bile var. Ona dair de bir hikaye anlatacağım size, fakat öncesinde kısa bir ara verelim bence. Geri geldiğimizde tanıdık bir yeri ziyaret edeceğiz.
Heh, demek geldiniz. Korkmayın, bu sefer alelade bir martıydı o, güvendeyiz yani… Neyse, size şehirlerimizi kurtaran hayvanlardan bahsedecektim. Bunun için de sizi Osmanlı dönemi İstanbul’una getirdim arkadaşlar.
O zamanlar şehrin en büyük limanlarından biri olan Tophane’de başlıyor bu hikaye.
Donanma gemilerinin demir attığı yer olmasının yanında önemli de bir ticaret noktasıymış burası zamanında. Dünyanın dört bir yanından gelen ticaret gemileri bu limana uğrar, yük doldurup boşaltırmış.
İşte bu gemilerin taşıdığı yüklerin saklandığı ambarlarda ufak ama etkili bir tehlike de gizleniyormuş.
Fareler!
Ufak oldukları için fark edilmeleri zor olan bu hayvanlar, gizlice gemilerin ambarlarına sızıp oradaki yiyecekleri kemirirlermiş. Diğer yandan virüslerin kıtalar arasında yayılmasına da sebep oluyormuş bu canlılar, ki birazdan ona da geleceğiz. Ama şimdilik hikayemize devam edelim… Ambarlara dadanan fare sorununu fark eden gemiciler de buna sevimli mi sevimli, fakat bir o kadarda vahşi bir çözüm üretmişler.
Kediler tabii ki… Bu doğal fare savarlar, -en azından miskin olmayanları- gemilerdeki malzemeleri korumakla görevliymiş.
Az çok biliyorsunuz, epey de meraklı canlılar kendileri. Gemiden yük boşaltılırken de karaya inip Cihangir sırtlarına doğru gezintiye çıkarmış bazıları. Eh tabii aylak—
Öhm… Pardon pardon,
“meraklı oldukları için deee” o sokak senin bu sokak benim dolaşırlarmış. Böylece dünyanın farklı yerlerinden gelen, farklı cins kediler Cihangir sokaklarının yeni sakini olmuşlar. Bu da İstanbul’daki kedi çeşitliliğinin sebeplerinden biri aslında. Ama hikaye burada bitmiyor…
Daha sonralarda bu semtte büyükçe bir kanalizasyon şebekesi kurulmuş. Bu da semtin kedilerini yeni bir göreve çağırmış tabii ki. Zira kanalizasyon demek, fare demek.
O kanalizasyon sisteminden sokaklara ve evlere çok büyük fareler sızmaya başlamış. Bu problem sokakta pek büyümese de evin içinde bir türlü çözüm üretemiyormuş semt halkı. Gel zaman git zaman, en nihayetinde haneye yeni bir sakin almakta bulmuşlar çareyi.
Anlayacağınız aynı görev, farklı mekan… Gemilerde başlayıp Cihangir sokaklarına, oradan da semtin evlerine yerleşen kediler, bir fare istilasının dolayısıyla da potansiyel bir salgın hastalığın önüne geçmişler. Zaten biraz da bu sayede İstanbul’un simgelerinden birisidir sokak kedileri. Bu şehrin gizli kahramanı olduklarını söyleyebiliriz.
Aslına bakarsanız kedilerin kurtardığı tek yer Cihangir ya da İstanbul değildi. Koca bir kıtanın da sorununa çare oldular.
1346-1353 arasında tüm Avrupa’yı etkisi altına alan ve en az 25 milyon insanın yaşamını elinden aldığı tahmin edilen kara ölüm, yani veba salgınında da epey efektif bir rolleri vardı kedilerin. Yine fareler tarafından yayılan salgın; yeni hijyen önlemleri, fare kapanları ve sokaklara salınan kediler sayesinde son bulmuştu. Buyurun size bir kedi sahiplenmek ya da sokaktaki kedilere mama vermek için bir sebep daha.
Hayvanların, insanlık tarihine katkılarını saymakla bitiremeyiz sevgili arkadaşlar. Mesela kuşları taklit ederek en büyük hayallerimizden birini, yani uçabilmeyi başardık yahu! Teknolojik ilerleyişimizde bile bize pusula olmuş yani dostlarımız. Diğer yandan doğayla aramızdaki denge noktasını oluşturuyorlar. Hayvanlarla kurduğumuz iletişim ve bağ sayesinde, yaşadığımız dünyanın dilini ve sorunlarını daha iyi anlayabiliyoruz. Başka bir perspektiften örnek vereyim size. Tuttuğunuz takımları düşünün… Hemen hemen hepsinin logosunda bir hayvan var, değil mi? Bir gruba ait hissetmemizi, kendimizi ifade etmemizi sağlıyor hepsi…
Ama ben hayvanların başka bir pozitif etkisinden daha bahsetmek istiyorum size. Bu canlıların psikolojimize de son derece olumlu etkileri var. Hatta Leeds Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma da bu söylemi destekliyor.
On beş öğrenci ve dört akademik personelin katıldığı çalışmada, sevimli hayvan videolarının ruh halimize olan etkisi incelenmiş. Öncelikle bu on dokuz kişinin stres ve kaygı seviyelerine dair tespitler yapılmış. Ardından onlara sevimli hayvan videolarından oluşan otuz dakikalık bir slayt gösterisi izletilmiş. Deneyin bir sonraki aşamasındaysa, katılımcılar doksan dakika süren bir psikoloji testine girmesi istenmiş. Yine kaygı ve stres gibi konularda soruların yer aldığı bu test esnasında, deneklerin kalp atış hızı ve kan basıncı gibi verileri takip edilmiş. Burada temel amaçsa deneklerin hem bilişsel hem de fizyolojik açıdan stres seviyelerini ölçmek tabii ki. Deney sonucundaysa tüm katılımcıların kan basıncı ve kalp atış hızının düştüğü gözlemlenmiş. Bununla birlikte girdikleri doksan dakikalık testte de katılımcıların tamamında, stres seviyesinin düştüğü sonucu ortaya çıkmış.
Aslına bakarsanız hayvanların psikolojimize olumlu etkileri olduğunu söylemek için illa bir deneye de ihtiyacımız yok. Bir kedinin kucağınıza kurulduğunda hissettiğiniz huzuru, bir köpeğin başını okşadığınızda duyduğunuz sevgiyi ya da internette gördüğünüz bir sevimli hayvan videosunun yüzünüzde oluşturduğu tebessümü bir düşünün… Bunlar bile, hayvanların bizim için ne kadar pozitif bir etkisi olduğunu kanıtlayan doneler.
Peki bizim hayvanların evrimi ve yaşantısı üzerinde hiçbir etkimiz yok mu? Elbbete var arkadaşlar… Hayvanların bizlerle etkileşime girdikçe sosyal beceriler geliştirdiğini ve daha pragmatik canlılar haline geldiklerini ortaya koyan sayısız çalışma var. Diğer yandan proto-köpek örneğinde de olduğu gibi; birçok yırtıcı canlıyı ehlileştirmekle kalmadık, onların fizyolojik açıdan da değişmelerini sağladık.
Fakat şunu da söylemek gerek ki biz bu dünyaya onlardan sonra geldik arkadaşlar. Evet, sahip olduğumuz avantajlar sayesinde gezegenin yeni liderleriymişiz gibi gözükse de; aslında burada onların misafiriyiz. Kurduğumuz her şehrin eskiden hayvanların yuvası olduğunu unutmamamız gerekiyor. Ve şehirlerimizin büyümesini kontrol edemediğimiz her an, gezegenin de ayarlarını bozmaya devam ediyoruz. Kaldı ki şehirlerimizi hayvansızlaştırmaya kalktığımızda bizi çok daha büyük tehlikeler beklediğini söylüyor uzmanlar.
Hayvan bilimcilerin vakum etkisi olarak tanımladığı durum, çevre ve şehir biyolojisi açısından son derece kritik bir konu açıkçası. Şöyle açıklayayım size bunu… Hayvan popülasyonlarının büyüklüğü, onların erişebildikleri alan ve besin miktarıyla ilişkili aslında. Şehirlerimizde birbirine komşu çok sayıda hayvan popülasyonu var. İşte bunlardan birinin tamamını aynı anda başka bir yere taşıdığımızda, o bölgede besin ve yaşam alanı bakımından bir vakum yaratmış oluyoruz. Bu da komşu hayvan popülasyonları için yeni bir alan demek elbette. Dolayısıyla çok kısa bir sürede, hayvansızlaştırılan bölgenin yeni yavrularla dolduğu gözlemleniyor. Bu da aslında hem bizler hem de hayvanlar için paylaşması güç şehirler demek. Fakat bunun dengesini sağlamak sandığımız kadar zor değil. Birçok ülkede yakala, kısırlaştır, bırak veya yakala, kısırlaştır, sahiplendir gibi metotlarda, şehirlerdeki hayvan popülasyonu dengesinin sağlandığını gözlemlendi.
Diğer yandan yaşadığımız sokakların kültüründe de önemli bir yere sahip hayvanlar. Onlarla kurduğumuz dostluk sayesinde kendimizi güvende hissediyoruz. Yine onlar sayesinde çocuklarımıza sevginin ne olduğunu daha rahat öğretebiliyoruz. Hayvanlarla hayatımızı paylaşarak kendimizi çok daha tamamlanmış hissedebiliyoruz. Bir felaket durumunda bile imdadımıza yetişiyor bu dostlarımız.
İlk bakışta öyle gözükmese de birçok açıdan bizi biz yapan şey aslında hayvanlar. Türümüzün tarihindeki bütün kırılma noktalarında bize eşlik eden bu canlıları daha iyi anlayabilmek için çabaladığımızda, doğayı da daha iyi anlayacağız kesinlikle. Onlara yeni tehditler değil, bir huzur ortamı borçlu olduğumuzu unutmamalıyız bence.
Sanırım benim de huzursuz ettiğim martılara bir özür borcum var arkadaşlar. En azından onlar için hazırladığım yiyecekleri sahil kenarına bıraksam iyi olur. Siz de ilk fırsatta çevrenizdeki hayvanlarla bir şey paylaşın bence.
Emin olun bu, kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayacak.
Künye
- YazanÖzgür Yılgür
- Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt
Kaynaklar (36)
- Büyük Memelilerin Evcilleştirilmesi: İnsanın Diğer Hayvanlar Üzerindeki Yapay Seçilimi - Evrim Ağacı
- Evcil Hayvanların Psikolojimiz Üzerindeki Etkileri | Hiwell
- Does city life make animals smarter?
- Why do we think cats are unfriendly?
- How Dogs Have Uniquely Co-Evolved With Humans Like No Other Species
- A brief history of dogs - David Ian Howe
- How Dogs (Eventually) Became Our Best Friends
- A Brief History of Dogs - How We Domesticated Dogs
- A Brief History Of Cats - How We Domesticated Cats
- 7 Times Humans Changed Animal Evolution
- 5 Ways Humans Are Influencing Species Evolution
- Humans are having huge influence on evolution of species, study says | CBC News
- The Animal Connection and Human Evolution on JSTOR
- How animals shaped the evolution of humans - Green News Ireland
- The biology of the human–animal bond
- Human influences on evolution, and the ecological and societal consequences | Philosophical Transactions of the Royal Society B: Biological Sciences
- Humans Are Driving a New Kind of Evolution in Animals
- Are humans driving evolution in animals?
- 10 weird ways humans have influenced animal evolution
- Humans are affecting the evolution of animals and plants
- Sokak köpeklerini öldürerek sadece sayılarını çoğaltırsınız
- How did the pigeon know whom to send the letter in ancient times?
- The hallowed history of the carrier pigeon (Published 2004)
- How Did Pigeons Deliver Letters?
- Pigeons through History
- Doğal Denge Noktaları: Arılar Ölürse, İnsanlar da Yok Olur mu? - Evrim Ağacı
- The History Of Aviation Explained
- How Arguing Taught the Wright Brothers to Fly
- It’s a Bird. It’s a Plane.: Aviation Designs Inspired by Birds | EarthCare Northwest - Birds Connect Seattle
- Domesticated animals, explained
- The tale of the domesticated horse
- The origins and spread of domestic horses from the Western Eurasian steppes
- Sacred animals of ancient Egypt | Reading Museum
- Museum Bulletin | Egyptian Deities and Their Sacred Animals
- Bennu, the Bird of Fire, and Other Mythical Monsters of Ancient Egypt
- Did Mass Cat Killings Help Spread the Black Death in the Middle Ages?