Yolculuk Özgürleştirici Bir Deneyimdir
Tatil yapmak kadar, tatil için çıkılan yolculuğun kendisi de son derece keyiflidir. Bu bölümde arabamıza atlıyor ve birlikte bir yolculuğa çıkıyoruz. Bu esnada yolculuğun insan üzerindeki etkileri üzerine konuşuyoruz.
Oh! Nihayet yaz geldi. Eh yaz demek birçoğumuz için bir mola demek, dinlenmek demek. Bazılarımız içinse tatil veya yazlık demek. Şu sıralar çoğunuzun okulları bitmek üzere. Bazılarınız son sınavlarınıza giriyorsunuz. Yaşça büyük olan dinleyicilerimizin bazılarıysa izne çıkmaya başladı bile. Bu molayı kesinlikle hak ettik, zira geride kalan kış hepimiz için çok zordu gerçekten. Birçok badire atlattık, çalıştık, sıkıldık, bunaldık… Ben hepimizi gönülden tebrik ediyorum arkadaşlar. Şimdi ufak bir ara verme zamanı. Ben de bugün sizinle tatili çağrıştıran bir konu hakkında konuşmak istiyorum. Gezmeye ve yolculuk yapmaya odaklanacağız bu bölümde. İşte tam da bu yüzden bir arabadan sesleniyorum size. Bir yolculuğu birlikte deneyimlemeye çalışmak istiyorum bugün.
Bu arada yolculuğa başlamadan kemerinizi bağlamanızı öneririm. Malum, güvenlik her şeyden önce gelir.
Son dönemde çok sık duyduğumuz ya da gördüğümüz bir tabir beni bu bölümü yapmaya motive etti aslında… “Önemli olan varılacak yer değil, yolculuğun kendisidir.” Bunun gibi yol ve yolculuk hakkında sarf edilmiş birçok söz var tabii ki. Mesela benim aklıma ilk olarak şair, akademisyen ve felsefeci Oruç Aruoba’nın, “Yürüme” kitabındaki “Yer, Yön, Yol” bölümünde kaleme aldıkları geliyor.
“Yol, kendine bir yer bulamamış kişinin özlemidir.
Kendi yerini yerleşiklikte bulamayan kişi, onu yolculukta arar.”
diyor Aruoba. Onun bu ifadesi daha çok insanın özüne yönelik, felsefi bir söylem tabii ki. Dolayısıyla yolculuğu sadece bir konum değiştirme eylemi olarak tanımlayamayız. Kendini aramak, yeni bir şey öğrenmek, bir hikayenin parçası olmak, bir şeyler üretmek ve bunlar gibi sayabileceğimiz daha birçok şey, başlı başına bir yolculuk aslında.
Ah bakın ben de en son “Hayatta Bir Gün”ü dinlemiştim arabada. Podbee Media’nın yapımcılığında hazırlanmış bir podcast dizisi bu. Hem çocuklara hem de içindeki çocuğu yaşatma konusunda güzel bir inada sahip yetişkinlere bu diziyi tavsiye ederim. Neyse müziğimizi seçelim ve konumuza geri dönelim.
Evet, nerede kalmıştım? Heh yolculuktan bahsedeceğiz demiştim… Mesela insan psikolojisine ve karakterine nasıl bir etkisi var yolculuk yapmanın? Gelin bunun üzerine konuşalım biraz…
Yolculuk yapmak her şeyden önce insanın keşif ve macera duygusunu tatmin eden bir eylem. Yeni yerler keşfetmek, farklı kültürleri deneyimlemek ve bilinmeyene doğru bir rotada ilerlemek; yolculuk yapmayı sevmemizdeki en önemli sebeplerden. Sonuçta her insan rutinlerinden kaçıp yeni tecrübeler edinmeyi ve hayatlarına yeni bir heyecan katmayı arzular.
Yani bunu istemeyen bir tanıdığınız varsa, bilin ki çok eşsiz bir insanla karşı karşıyasınız…
Neyse işte, bu heyecan arayışımız, beklenmedik şeylerle karşılaşacak olma ihtimalinden kaynaklanıyor elbette. Şimdi bir durup eski yolculuk anılarınızı düşünsenize. Bu yolculuklarınızdan birinde, hiç beklenmedik bir sorunla karşılaştınız belki de. Karşınıza çıkan sorunu çözmek için yollar aramak ve bu probleme karşı bir pratik geliştirmek, sizin özgüveninize doğrudan katıda bulunuyor. Fark etseniz de etmeseniz de seyahat ettiğinizde kendinizden daha emin bir bireye dönüşüyorsunuz. Bunu sadece problem çözmek olarak da ele alamayız tabii ki. Belki de yaptığınız yolculuk esnasında yanlış bir yola saptınız ve görmeyi hiç beklemediğiniz bir manzarayla karşılaştınız. Ya da hiç tatmadığınız bir lezzeti tatma fırsatı çıktı karşınıza… Yolun getirdiği sonsuz ihtimalleri, onun size sunduğu sürprizleri değerlendirdiniz böylece. Demem o ki yolculuk yapmak, hem zihninizin hem de ruhunuzun ufku genişleten bir eylem. Yaptığınız her yolculuk, kişisel büyüme ve gelişim açısından bir fırsat sunuyor aslında.
Ama bana sorarsanız yolculuk yapmanın en güzel yanı, insana özgürlük ve bağımsızlık hissi yaşatıyor olması. Karakterinizi tanımanızı sağlayan bir eylem bu. Kendi kararlarınızı verme ve istediğiniz gibi hareket etme fırsatı sunuyor yolculuk yapmak. İşin en güzel kısmı da, bu esnada aldığınız kararlardan sadece sizin ve varsa yol arkadaşlarınızın etkileniyor olması. Yani yolda verdiğiniz yanlış bir karar, başka birinin hayatında olumsuz bir etki oluşturmuyor genelde. O problemlerle ya da hatalarla sadece siz baş etmek zorundasınız. Bu arada yol arkadaşı demişken, atlamayalım… Birileriyle seyahat etmenin ilişkilerinizi de kuvvetlendirdiğini hatırlatmalıyım. Bir konu hakkında sohbet edebilmek, bir şarkı paylaşmak ya da yolculuğunuzun çalma listesini birlikte hazırlamak, birlikte keyif almak, birlikte problem çözmek… Bunlara benzer eylemler de kolektif bilincinizi yükselten birer tecrübe aslında.
Yolculuğun insanlar üzerindeki etkisini araştıran birçok akademik çalışma da var bu arada. Örneğin Cornell Üniversitesi’nde psikoloji üzerine çalışmalar yapan bir profesörle tanışmanızı çok isterim. Zira Dr. Thomas Gilovich, bu konuya enteresan bir prespektifle yaklaşanlardan. 20 yıla yayılan araştırmasının başlangıcıda, Easterlin Paradoksu üzerine odaklanmış Gilovich. Bu prardoks bireylerin elde ettiği gelir ve yaşam memnuniyeti arasındaki bağı inceliyor. Easterlin Paradoksu’na göre; insanların gelirleri arttıkça mutlulukları da artıyor. Ancak bu mutluluğun geçici bir mutluluk olduğu da saptanmış. Maddi gelir artışı akut bir mutluluk yaratsa da süreklilik sağlayan bir şey değil yani. Zamanla yaşadığınız mutluluk normalleşiyor, hatta bazı durumlarda bir memnuniyetsizlik haline dahi dönüşebiliyor. İşte bu da bir paradoks meydana getiriyor.
Gilovich de Easterlin Paradoksu’ndan yola çıkarak bir deney yapmış. Deneye dahil ettiği insanları iki gruba ayırarak başlamış işe. Bir gruba arzu ettikleri pahalı bir eşya aldırırken, diğer gruba da bir seyahat organize etmiş. Başlangıçta her iki grubun da elde ettiklerinden benzer bir memnuniyet duyduğunu gözlemlemiş Gilovich. Bunun üzerinden geçen birkaç yılın ardından, deneye katılan gruplara yeniden benzer sorular yöneltmiş. Bu çalışmaların neticesinde seyahat eden gruptaki insanların daha mutlu olduğu sonucuna varmış Gilovich. Onun yaptığı çalışmaya göre kalıcı mutluluk; somut şeylerle değil yaşanan deneyimlerle sağlanabiliyor. Kısacası yaptığımız yolculuklar ve bu esnada deneyimlediklerimiz, süreklilik yaratan bir mutluluk sağlıyor bize. Gilovich bunu, insanların bir hikayenin parçası olma arzusuyla da bağdaştırıyor. Kendi hikayemizin kahramanı olmak ya da bir maceraya yön vermek, bizi daha mutlu bireyler haline getirebiliyor yani.
Hikaye demişken, yolculuk yapmanın birbirinden güzel hikayeler ortaya çıkarttığından da bahsetmezsem olmaz. Bu sadece bizim hayatlarımız için de geçerli değil üstelik. Sanat da yolculuk temasından fazlasıyla besleniyor. Edebiyatta ya da popüler kültürde sık sık örneklerini görebiliyoruz bunun. Mesela benim de çok sevdiğim Dune serisi, özünde bir yolculuk hikayesi.
Bu yolculuk hikayeleri meselesine biraz daha odaklanmak istiyorum. Fakat yol kadar yolda verdiğiniz molanın da ayrı bir keyfi var değil mi? Sonuçta ne demişler…
Şaka şaka… Öyle bir şey demediler tabii ki ben uydurdum şimdi… Alalade bir tostun yolculuğunuza pek de bir etkisi olacağını iddia edemem. Fakat bizim arabamızı biraz şarj etmemiz gerekiyor, ondan eminim. Bu yüzden şimdi bir mola verelim. Tekrar yola koyulduğumuzda sizinle yolculuk hikayeleri üzerine konuşuruz.
Eveeet, nerede kalmıştık? Hikayelerden bahsediyorduk değil mi? Az önce Dune serisini anmıştım… Fakat mola esnasında daha kadim bir hikaye geldi aklıma. Taa Sümerler zamanına uzanacağız şimdi. Ama önce bir müzik açalım. Hatta biraz da o dönemi yansıtan bir şey seçelim bu sefer…
Heh, bu gayet iyi…
Taş tabletlere kazınmış, milattan önce 2000’li yıllara dayanan bir hikaye, daha doğrusu bir destan bu anlatacağım. Gilgamesh Destanı… Bu aynı zamanda tarihin en eski edebiyat eserlerinden biri olarak da biliniyor. Yolculuğun insan üzerinde yaratabileceği değişimi çok iyi anlatan bir eser bana kalırsa.
Tanrıların oğlu ve Uruklar’ın efsanevi kralı Gilgamesh, büyük bir güce sahipmiş. Ancak bu güç onda bir yozlaşmaya da sebep olmuş. Halkına karşı kibirli ve zorba bir yönetim sergiliyormuş ulu Gilgamesh. Zamanla halk da onun zulmünden ve keyfi yönetiminden rahatsız olmaya başlamış. Bu nedenle tanrılar Gilgamesh’e bir ceza vermek istemiş ve ona Enkidu adında bir rakip yaratmışlar. Enkidu cesur ve şefkatli biriymiş. Haliyle halkın da sevdiği bir figür olmuş. İlk başlarda Gilgamesh ile birbirlerini çok da sevmemişler. Ancak zamanla dost olup birçok maceraya atılmış bu ikili. Dostlukları o kadar derinleşmiş ki, artık en tehlikeli yolculuklarda bile birbirlerine güvenir olmuşlar.
Zamanların birinde Gilgamesh ve Enkidu’nun kulağına bir haber çalınmış. İnsanlara ölümsüzlük bahşeden bir bitkinin varlığını öğrenmişler. Gilgamesh ve Enikdu, bu ölümsüzlük bitkisini bulmak için koyulmuş yola. Yolculukları boyunca da çeşitli zorluklarla karşılaşmışlar. Humbaba isimli dev bir canavarla savaşıp, onu alt etmişler mesela. Mezopotamya mitlerindeki Aşk Tanrıcası İştar'ın akıl çelen teklifini reddedip, onun öfkesini üzerlerine çekmeyi bile göze almışlar bu yolculukları için. Yine de maceralarının sonunda ölümsüzlük bitkisini bulmayı başarmış bu iki dost. Tam bu bitkiyi alacaklarmış ki bir yılan gelip onu çalmış. Enkidu, bitkiyi geri almaya çalışırken oracıkta ölmüş. En yakın dostunu kaybeden Gilgamesh ise büyük bir üzüntüye kapılmış.
Ulu Gilgamesh çok arzu ettiği ölümsüzlüğe erişememiş olsa da, yolculuk sırasında yaşadığı deneyimler sayesinde büyük bir dönüşüm geçirmiş. Şefkati, yoldaşlığı ve hüznü deneyimlemiş bu macerada. Yolculuğunun sonunda hükümdarlığına bambaşka bir lider olarak dönmüş Gilgamesh.
Bu elbette bir destan arkadaşlar, fakat insan doğası ve yolculuk yapmak üzerine birçok felsefi fikir edinmemizi de sağlıyor. Tabii ki yolculuk üzerine yazılmış daha farklı eserden de bahsedebiliriz. Mesela benim aklıma hemen, Amerikalı yazar Jack Kerouac'ın, 1957 yılında yayımlanan ve beat kuşağının ilk örneklerinden olan “Yolda” kitabı geliyor. Dean Moriarty ve Sal Paradise’ın otostop ve trenle Amerika’yı dolaşmasını anlatıyor bu hikaye. Yolculuk yapmanın özgürleştirici gücünü çok iyi yansıtan bir eser bu.
Biz de yolculuğumuzun sonuna vardık bu arada.
Tabii ki nereye vardığımızın bir önemi yok, önemli olan yolculuk esnasında birbirimizle paylaştıklarımızdı. Arabadan inmeden önce size bir şey hatırlatmak istiyorum…
Yolculuk yapmak için illa da bir tatile çıkmanıza gerek yok. Uzaklara gitmek, büyük maceralara girmek falan şart değil. Tamam kabul, Gilgamesh gibi dev canavarları alt etseniz, bu epey havalı gözükürdü. Ama yolculuk yapmanın kesin bir şartı ya da kuralı yok, bunu unutmayın. Elbette bu yolculuk meselesini çok basit bir şekilde de uygulayabilirsiniz… Mesela flanörlük ya da flanözlük yapabilirsiniz. Yani sokaklarda amaçsızca yürüyüp etrafta olan biteni de seyredebilirsiniz. Tıpkı Yusuf Atılgan’ın, ”Aylak Adam” kitabındaki Bay C karakteri gibi yaşadığınız şehrin sokaklarında dolaşabilirsiniz. Hiç gitmediğiniz semtleri, görmediğiniz sokakları inceleyebilirsiniz. Bu da özünde bir yolculuktur. Ve bu yolculuk, hiç beklemediğiniz bir deneyim yaşamanıza vesile olabilir. Tek ihtiyacınız yeni deneyimlere açık olmak ve biraz da merak duygusu… Hepinize şimdiden keyifli yolculuklar ve unutulmaz bir yaz tatili diliyorum.
Künye
- YazanÖzgür Yılgür
- Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt