Sofranın İlker Gümüşoluk ile Tadı Var
Yemek yemek sadece yaşamak için yaptığımız bir şey değil. Mesela sofralar... Tarih boyunca insanların bir araya geldiği, sosyalleştiği, tartıştığı, anılarını ya da kayıplarını andığı bir ortam oldu. Biz de bu bölümde sofrada olmanın verdiği tat üzerine konuşuyoruz. Konuğumuz İlker Gümüşoluk ile yemek kültürü ve sofra anıları ekseninde keyifli bir sohbete dalıyoruz.
Ah! Geldiniz demek… Bakıyorum erkencisiniz biraz, daha misafirimizi buyur etmemiştim bölüme. Ama şikayetim de yok... Ben sofrayı hazırlarken sohbet de ederiz, isabet oldu yani.
Bugün şöyle güzeeeel bir sofra hazırlamak geldi içimden. Beğendiğim birkaç yemeği yapıp, keyifli bir atmosfer oluşturmak istedim. Mesela patlıcan salatası...
Şöyle közlemiş patlıcanla yoğurt baya iyi gider… Hazır patlıcan mevsiminin de son zamanlarındayız. Eh patlıcan közlemişken biber de közleyelim madem, ona da yoğurt çok yakışır.
Bu sofrayı kurma fikriyle birlikte aklıma şöyle de bir soru geldi. Sadece karnımızı doyurmak için yemek yapmıyoruz aslında, değil mi?
Bu yalnızca yaşamak için yaptığımız bir şey değil, hayattan keyif almamızı da sağlıyor sonuçta. Eh bir de sevdiklerinizin olduğu güzel bir sofra kurduysanız, tadından yenmez gerçekten. Haaah tadından yenmez demişken, haydarim de hazır. Epey iştah açıcı gözüküyor.
Yemek yerken sosyalleşmemizi sağlıyor sofralar. Güzel anılar biriktirmemize olanak tanıyor. Ama tarihte daha farklı bir yeri de var sofra kurmanın. Kimi zaman gösteriş yapmanın, kimi zaman barış müzakerelerinin, kimi zamansa tahta çıkış kutlamalarının ortamı olmuş yemek masaları. İnsanlar tanrıları, kutsal varlıkları ya da kaybettiği yakınlarını onurlandırmak için de sofralarda buluşurmuş.
Düşmana göz dağı vermek için de kurulurmuş mesela… Hatta krallar önemli günlerde ya da zaferlerde büyük ziyafetler de verirmiş halkına. Koca bir krallık, bir sofraya otururmuş… Bu arada ben de bugün ufak bir ziyafet vereceğim sanırım, zira kuru cacığım da çok güzel gözüküyor. Ferahlatıcı bir tabak daha…
Neyse, neyse… Ne diyordum? Heh! Sofranın tarihteki yerinden bahsediyordum. Bundan 12 bin yıl evvel, Neolitik Dönem’in öncesinde, Natufian kültürünün yaşadığı yıllarda kurulmuş bilinen ilk sofra. Filistin civarlarında bulunan Hilazon Tachtit Mağarası’nda, yaşlı bir kadının cenazesinde bir ziyafet düzenlendiğine dair arkeolojik buluntular var. Levant bölgesinde, tarımdan önce yerleşik hayata geçtiği düşünülen Natufianlar’ın sadece bilinen ilk ziyafeti değil, ilk cenaze törenini de düzenlediği tahmin ediliyor.
Fakat bu bizim bildiğimiz sofralardan biri değil, zira o dönemde henüz masa icat edilmemiş. Günümüzdeki sofralara en yakın olanların ilk defa Antik Mısır’da kurulduğu düşünülüyor. Eski Mısır’a dair yapılan arkeolojik çalışmalarda çok sayıda taştan oyulmuş yemek tabaklarına, süslü bardaklara, çanak çömlek ve pişirme gereçlerine rastlanmış. Bu kazılarda bulunan antik çizimlerde, üç veya dört ayaklı masalarda kurulmuş sofralar da görülüyor. Büyük masalar türlü oyunların oynandığı alanlarken, küçük masalarda da sofralar kurulurmuş.
Mısır’dan sonra Antik Yunanistan ve Roma’da da sofralar kurulmaya başlanmış. Mesela Roma’nın günlük yaşamında yemek sofraları çok önemli bir yer tutuyormuş. Aileler masa başında daha sık buluşurmuş. Sofradaki konumlanmalarıysa bir prestij göstergesiymiş aslında. Sofraya davet edilen konuklar statülerine göre yerlerini alırmış anlayacağınız. Hatta bazen yemeğe davet edilmiş olmak bile bir saygınlık işareti olarak görülürmüş.
Bu arada ben de bugün kurduğum ufak soframa hem tazelik hem de prestij katması için Adana yöresinin meşhur mezesi Teretür’ü eklemek istedim. Şöyle bol marul ve maydanozla, yoğurt, tahin ve limon suyu… Baya ağzım sulandı, ama misafirim gelene dek sabretmeliyim…
Fark ettiniz mi bilmiyorum ama, bugünkü menümün ana temasını da yoğurtlu yemekler oluşturuyor. Malum yoğurt, hem fresh bir tat hem de iyi bir probiyotik kaynağı. Lezzetli olduğu kadar sağlıklı da... En güzeli de kurduğumuz sofraların vazgeçilmezi olması. Hatta yoğurdun da insanlık tarihinde önemli bir rolü var… Kesin olmakla birlikte Milattan Önce 5000 ila 4000'li yıllar arasında Mezopotamya’da bulunduğu tahmin ediliyor bu yiyeceğin. Medeniyetlerin de önemli besin kaynaklarından birisi olmuş zamanla yoğurt. Mesela Antik Hint kaynaklarında, yoğurt ve balın karışımı için "tanrıların yemeği" deniyormuş. Antik Yunanistan’da da benzer bir şekilde tüketiliyormuş bu yiyecek. Burada yoğurda benzeyen oxygala adında bir süt ürünü yapılırmış. Savaştaki askerlerin olmazsa olmaz yiyecekleri arasındaymış bu. Öyle ki deneysel fizyolojinin kurucusu ve Roma’nın ilk spor hekimi olarak bilinen Bergamalı Galen, süzme yoğurda benzeyen bu oxygalanın, tıpkı Antik Hindistan’da olduğu gibi balla tüketilmesi gerektiğini de yazmış. Ona göre direnç ve zindelik sağlıyormuş bu yiyecek.
Eh tabii yoğurt demişken, yaşça büyük olanlarınız eskiden yoğurdu evde yaptığımızı net bir şekilde hatırlayacaktır. Aaah ah ne güzeldi o günler… Artık çok uzak bir ihtimal gibi duruyor bunu yapabilmek, değil mi? Pek de öyle değil arkadaşlar. Zira artık Arçelik Tadı Var Probiyotik Yoğurt ve Kefir Yapma Makinesi var.
Tadı Var ile geleneksel yoğurt, probiyotik yoğurt, kefir ve süzme yoğurt çeşitlerini, doğru sıcaklık ve süreyi ayarlayarak ideal lezzette, evinizde yapabiliyorsunuz. Sahip olduğu lezzet sensörü sayesinde tatlı, normal ve ekşi tattaki yoğurtları aynı anda hazırlayabiliyorsunuz. Ayrıca HomeWhiz uygulaması üzerinden, yoğurt mayalama sürecini akıllı telefonunuz aracılığıyla, her yerden takip edebiliyorsunuz.
Tadı Var’ın en önemli özelliğiyse uzman bir aşçı gibi probiyotik yoğurt yapabilmesi. Probiyotik maya ile, normal yoğurtlardan 6 kat daha fazla probiyotik içerikli yoğurtlar yapabilirsiniz. Böylece hem damak tadınıza hem de sağlığınıza hitap eden bir kase yoğurdun keyfini sürebilirsiniz.
Madem sofradan ve özel lezzetlerden bahsettik, tam bu noktada misafirimi bölüme buyur edebilirim. Bu bölümde konuğum sevgili İlker Gümüşoluk… Hoş geldin İlker. Her ne kadar aramızda mesafeler olsa da teknoloji sağ olsun aynı sofrayı paylaşabiliyoruz. Nasılsın?
Sofra hazırlarken aklıma seninle yaptığımız Apartman Sohbetleri videosu geldi. Bu sefer soru sorma sırası bende… Hiç unutamadığın bir sofra anın var mı? Zamanda yolculuk yapma şansın olsa, hangi sofraya gitmek isterdin?
Ben mesela yoğurdu bazı yemeklere çok yakıştırırım. Senin var mı böyle bir sofrada yiyip unutamadığın, tadı damağında kalmış yoğurtlu bir yemek?
Geçmişten günümüze sofra kültürünü düşündüğünde nasıl bir farklılık görüyorsun? Geçmişte kurduğumuz sofraları özlemimiz nostalji sevgisinden mi kaynaklanıyor, yoksa başka bir şey mi var bunun altında?
Peki senin için bir sofranın olmazsa olmazı mezesi ya da yemeği nedir?
Tamam can boğazdan gelir, ama sofrada ruhumuz da doyuyor… Senin bir sofrada mutlaka konuşulsun istediğin konular neler oluyor?
Peki hadi biraz da hayal kuralım. Bir sofra kuracaksın… Tarihten hangi ünlü kişileri sofrana davet ederdin? Onlarla da aynı konuları mı konuşurdun, yoksa onlara sormak istediğin başka şeyler olur muydu?
Biraz da evde yemek yapmaktan konuşalım istiyorum. Malum teknoloji geliştikçe Tadı Var gibi evde yoğurt yapanından tut, ekmek yapanına kadar birçok hayat kolaylaştıran mutfak aleti girdi hayatımıza. Senin evde yapmaktan en keyif aldığın yiyecek nedir? Bu yemeği bir de benden yiyeceksin dediğin bir tarifin var mı mesela?
İlker’e benimle bu sohbeti gerçekleştirdiği için teşekkür ederim. Tadı damakta kalan bir sohbet oldu gerçekten.
Farkındayım, son dönemde hayatın hızına yetişmeye çalışırken bir araya geldiğimiz sofraların sayısı azaldı. Ama unutmayın küskünlüklerin giderildiği, kahkahaların yükseldiği, ufuk açan konuların konuşulduğu sofralar hala çok kıymetli. Siz de hem damak tadınızı hem de sosyal yaşantınızı o güzel sofralardan mahrum bırakmayın derim ben. En güzel anılarınızdan bazılarını o sofralarda edineceksiniz eminim. Fırsat buldukça sevdiklerinizle bir araya gelin. Onlara güzel yemekler hazırlamak da bu sürecin en keyifli yanlarından birisi bu arada. Mutfaktaki yaratıcılığınızı geliştirmek ve bunu sergilemek de bu hikayenin bir parçası yani. Birlikte olmayı, paylaşmayı ihmal etmeyin.
Şimdiden hepinize afiyet olsun.
Künye
- YazanÖzgür Yılgür
- Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt